Cahit Zarifoğlu Sözleri

Ah şu yalnızlık kemik gibi ne yana dönsen batar

Ağustos haşerelerinin de bir görevi var. Evet durmadan şarkılar söylüyorlar, fakat azıksız kaldıkları yok. Yiyip içiyorlar ve hiç de karıncalarla çatışmıyorlar…

cahit zarifoğlu sözleri

Aklımdan çıkmıyorsun dedim. Başka türlüsünü yorgunum anlatmaya.

Alnı secdeye inen insanların sesleri birbirine bağlanabilirse, ancak o vakit sokaklar, alanlar ardına kadar açılır.

Ayrılıkla başım belada gözlerini çevir gözlerime yoksa ben sensiz bu suskunlukla. Deli gibiyim sensiz bu sensizlikle.

Bakıyorsunuz, zulmedilenlerin tek ortak özelliği var; Müslüman oluşları ve zulmedenlere bakıyorsunuz, onların da bir tek özelliği var; Kâfir oluşları veya küfre hizmet edişleri.

Bir takım insanların hayvandan dahi aşağı olması olası, şayet kalbinden merhametin zerresi kalmamışsa.

Ben onunla içimden konuşuyorum.

Bir değirmendir bu dünya, nasihatir bir gün bizi.

Bir gün ister istemez karşısında olacaksın kaçtıklarının. Yakar o gün daha mahşer olmasın.

Bir incelik gösterin, gücenmesin yüreğim.

Bir kalbiniz vardır, onu anımsayınız.

Bir şehir kadar kalabalıktır bazılarının yalnızlığı.

Biz, sakalları şiirle karışık, yüreği Allah’la barışık adamları sevdik.

Bize sözlerimizden çok, yüreğimizden anlayan gerek..

Burası Dünya! Ne çok kıymetlendirdik… Oysa bir tarla idi; Ekip biçip gidecektik.

Cahit Zarifoğlu’nun en güzel sözlerini sizler için bir araya getirdik. Bu sözleri sosyal paylaşım ağlarında paylaşabilirsiniz.

Çekip ağlasam mı odaya Acaba. Acaba mıyım yoksa ben

Çıktığım her yerin kapısını sert kapatmamla tanınırken,senin kapın çarpmasın diye arasına elimi koydum..

Değil mi ki, kavuşmalarımız topal ayrılıklarımız koşar adım.

Demek ki diye konuştu gerçek olmasa bile cesaret ölümü korkulacak olmaktan çıkarabiliyor…

Diline bir düğüm at ve otur. Dinle. Gıybet ve dedikodu, münakaşa ve cedel, su-i zanlarla dolu söz varsa ya durma ayrıl, veyahut yasakla.

Donuk sam yeli sanılabilir soluğumuz.

Düştümse sana bakarken düştüm.

Düşünün bakalım televizyon karşısında muhallebi gibi gevşemiş bir Müslüman da değil cihat etmek, acaba kalkıp bir farzı ifa edecek kuvvet ve istek kalmış mıdır?

Düşünün bakalım, televizyon karşısında muhallebi gibi gevşemiş bir Müslümanda, değil cihad etmek, acaba kalkıp bir farzı ifa edecek kuvvet ve istek kalmış mıdır?

Ehli takva olun, ehli secde olun. Farzları açıkça yerine kazancın. Beyhudeleri kendi nefsinizden bile gizleyin.

Evet, anımsadım küçük kolay şeyler yetiyor kederlenmeye. Ya mutluluğa?

Hanemizde her türlü müsibete ve hastalığa karşı bir tek doktor ve ilaç vardı; dua ve aspirin. Her zaman şifa bulduk.

Varsay körsün olabilir. El ele tut. Taş al ve at. Kâfiri bulur.

Filistin; bir imtihan kâğıdı… Her mü’mîn kulun önünde.

Semana bakmayanların kalbi, daha tez kirlenir…

Hayalimin ayağı yere değmiyor henüz. Onun gerçekleşmesine dayanacak, onun yükünü kaldıracak topraklarım yok.

Her az konuşan öz konuşmuş olmayabilir, yanılmayın. Az konuşanları bir şey sanmayın sırf az konuştuğuna bakarak. Ya! Keramet bunlarda değil sizde olmalı. Bunu anlayacak olan sizsiniz. Hele konuşan sizseniz bilirsiniz az mı konuştuğunuzu çok mu konuştuğunuzu. Bazıları vardır ki az konuşurlar ama o bile çoktur.

Her fikrin karşılığı bir duygu vardır.

İçimiz bir dolap değil ki açıp bakalım. Açıp gösterelim. Yeniden de anlatıyoruz ama. Bizi fark edince eşyaların arasına gizlenmeye çalışan bir haşereye benziyor anlattıklarım. Eşyayı kaldırınca kımıldamadan durduklarını görürsünüz. Söylediklerim bir defterin yaprakları arasına kıvrılmıştır. Sayfaları açtıkça onları göreceğimi sanıyorum ama, anlıyorum ki asıl söylediğim şeylerdir altına gizlendiğim. Fark edilmesinden korktuklarımı kapadığım eşyalar oluyor anlattıklarım.

İnsan kendi mesut olma olanağını görebilmeli. Mutluluksa filmlerin, romanların içinde değil, kendi yaşadığımız basit hayatın içindedir. Ve ehemmiyetli olan yaşanılan “an”dır.

İnsan, gittikce daralan dünyasında neden mutsuz. Herkes artık gereğinden fazla büyüyor da onun için mi? On yedi yaşlarındaki delikanlıların bile iki kat yaşlıların ki kadar yürekleri dolu.

Kalbinizi yumuşatın, ama isteminiz sert olsun. Kelimelerinizi yumuşatın ama nüfuzunuz kuvvetli ve derin olsun.

Küçücük oluşlarda, hemen yakınımızdaki selametlere koşacağımıza amansız gururumuza boyun eğip hazımsızlıklar içinde bir dolu ufak sıkıntının altında ufalandık durduk.- ve umutsuzluğun kapımızdan ayrılmaması için az mı çabaladık.

O gün gezdim seni ellerimle Söyledin: Geniş vuruyor yüreğin

O sabah ezan sesi gelmedi camimizden. Korktum bütün insanlar için, bütün insanlık yerine.

Yeniden de biri çıksa, nasılsın dese alışkanlıkla iyiyim diyeceğim.

Rahmi hoca kürsüsünden bir defasında şöyle haykırıyordu: ‘Hocam çok ileri gidiyorsun, dikkat et, seni oradan oraya sürerler diyorlar bana. Söylesinler bakalım nereye sürecekler? Söyleyin nereye sürecekler? Allah’ın rahmetinin ulaşamayacağı yer mi biliyorlar?

Sen dağ gibi heyet ben zerre bir yer tutayım.

Sevgisizliğin dayatıldığı coğrafyalarda aşk şiiri yazmak bile başlı başına baş kaldırmaktır..

Şimdi bir aşk sahyası salacağım havalara .Derler ki bu adam başkaldırı basıyor damarlara

Şu küçücük kalpte nice hakkın yüklü.

Takdir-i ilahi deyip avuntu bulmuşlar elbet demişler gerekse bize bir yük taşıyan, Allah bir tane daha nasip eder.

Umutsuzluk mu,yoksa ince derin bir yakıntı mi? Yoksa Faaliyet içinde geçen gece ve gündüzlerimizin bizi bıraktığı anlarda kalbimizi eline geçiren ve henüz mahiyetini anlamadığımız melal mi?

Ve gördük ki; mekan değildir, zamandır ehemmiyetli olan. Ve lakin o da değildir, eylemdir ehemmiyetli olan.

Ve ehemmiyetli olan ‘an’dır. Onu; kulluk görev, sabır, anlayış, tevazu ve acıma ile manalı hale getirmek mutluluğun ta kendisidir.

Yalnızlık en küçük yaşımızda, konukluktaki zengin sofraya örümcek kolları gibi uzanan ve ağza yönelen eller arasında (dizinin dibinde oturduğumuz) annenin elini çekerek sininin altına doğru uzatmasıyla ortaya çıkar.

Yeniden de biri çıksa, nasılsın dese alışkanlıkla iyiyim diyeceğim.