Necip Fazıl Kısakürek Sözleri

Abdulhamid`i anlamak herşeyi anlamak olacaktır.

Adam olmak cinsiyet meselesi değil, şahsiyet meselesidir.

Af var diye işlenen suçtan vicdan burkulur; Affı sigortalayan hayâsızdan korkulur…

Ağaçtan Düşen Yaprak Nasıl Kurumaya Mahkumsa; Gönülden Düşen İnsan da ‘Unutulmaya Mahkumdur.

Ağlayabilseydiniz, Anlayabilirdiniz..

Akıldan büyük nimet, zekadan da ağır yük tanımıyorum.

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

Aldığımız nefesi bile geri veriyorsak, hiçbir şey bizim değil.

Allah (c.c) dostunu gördüm bundan altı yıl evvel, Bir akşamdı ki, zaman donacak kadar güzel.

Allah bir! demektense ecel teri dökerken; ölüversem, beklenmez anda Allah bir erken…

Allah dostu odur ki, nefsine tek pay biçmez ; Kırk yıl bir ekşi ayran özler de onu içmez.

Allah Var Fakat Bizim Ondan, Yalnız Sorulduğu Zaman Haberimiz Var!

Allah, ızdırabını çektirmediği şeyin, nimetini vermez!

Allah’ı bulamamacasına aramak, ebediyen aramak olan şiirin gayesi, ilk dayanak ve çıkış noktası olarak din temeline muhtaçtır.

Allah’ın on pulunu bekleyedursun on kul Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul. bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa yaşasın kefenimin kefili karaborsa.

Allahsız Adamın Fikrine, Allahsız Cemiyetin Mefkuresine, Allahsız İdarenin Başarısına ve Allahsız Ordunun Silâhına İnanmıyorum!Halbuki MÜSLÜMANLIK, zor içinde en kolay; pahalılık içinde de bedava kurtuluş çâresidir.

An Oluyor Bir Garip Duyguya Varıyorum ; Ben Bu Sefil Dünyada Acep Ne Arıyorum ?

Anladım işi ; San’at ALLAH ı aramakmış, Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış…

Anladım işi sanat Allah’ı aramakmış,marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.

Arı bal yapar, fakat balı izah edemez. Ağaçtan düşen elma da arz cazibesi kanunundan habersizdir.

Armut Deyip Geçmeyin, Onun İlk Hecesi Çoğu Kişide Yoktur!

Ayağın taşa takıldığında “Allah kahretsin” bile dememelisin, Dua etmelisin ki taşa takılan bi ayağın var…

Bana bir ben lazım, bir de beni anlayan. Beni bir ben anlarım, bir de beni yaradan …

Bana çağdışı diyorlarmış. Ne büyük bir onur! Ben bu çağın dışında kalmayayım da, içinde mi boğulayım.

Başım çığlıklı bir çocuk, onu nasıl avutsam? Ne yapsam da ölümü bir saatcik unutsam ?

Bazı İnsanlar Alçak Gönüllüdür, Bazılarıda Alçak Olmaya Gönüllüdür .. !

Ben artık ne şairim, ne fıkra muharriri! Sadece, beyni zonk zonk sızlayanlardan biri!

Ben bir garip insanım..Ne tahtım var,ne tacım..Tut elimden ALLAH’ım..Yalnız Sana muhtacım.

Ben geçmişimi dürdüm, büktüm ve kaldırıp çöpe attım, bu çöpleri ise ancak; kediler ve köpekler karıştırır!

Ben ve nazım herzaman kavga etmiştiriz ama biz hapishanede birbirimize ekmek vermiş insanlarız ey benim düşümdekiler nazım sevin demiyorum ama saygı duyun onun kadar türkiye sevdalısı yoktur.

Beni kimsecikler okşamaz madem, öp beni alnımdan; sen öp seccâdem.

Benim ayağımın altıda müsait başımın üstüde nerde olacağını sen belirle…

Benim idealimdeki rejim olsa, seni astırırdım. Sonra ise mezarını türbe yaptırırdım. (Nazım Hikmet’e.)

Benim istediğimi Allah istemiyorsa, konu kapanmıştır.

Benimki benim,seninki de senin! BU ŞERİATTİR… ”Seninki senin,benimki de senin! … BU TARİKATTİR.. Ne benimki benim ne de seninki senin…Herşey ALLAH’ın! BUDA HAKİKATTİR!!

Bin “günahın” olsa da bana, bir “gün ah’ım” yok sana…

Bir kız öğrenciyi, başını örttüğü için tahsil hakkından mahrum etmek, İstiklal savaşı başlarında ve Maraş’ta, düşmanlar tarafından başörtüsü çıkarılıp düşürüldüğü için başlayan milli şahlanışın ruhuna tükürmektir.

Bir kişinin herkes, herkesin de bir kişi olduğu hakikati İslâmındır.

Bir namazım, bir duam, birde eski seccadem, hepsi hepsi bu kadar, işte benim sermaye.

Bir tohumda ; gövdesi, dalları, yaprakları ve meyvesiyle bütün bir ağaç gizlidir.

Biz BİZE Gerici Diyenlere Ancak DEH Demek İçin Gerideyiz …

Biz şiiri iman için bilmişiz; ve bu mihrak bilgiyi, her bilginin geçtiği binbir yol ağzı biliyoruz.

Biz; Ayakları Şişene Kadar Namaz Kılan Peygamberin, Gözleri Şişene Kadar Uyuyan Ümmetiyiz.

Bizler açlıkdan karnına taş bağlayan Peygamberin , doymak bilmeyen ümmetiyiz .

Bu dünyada renk,nakış,lezzet ne varsa küsüm; Gözümde son marifet,Azraile tebessüm.

Bu kasvet dünyasında kalmadı özlediğim, namaz vaktinden başka, anını gözlediğim .

Bugün ağla çocuğum, yarın ağlayamazsın! Şimdi anladığını sonra anlayamazsın !

Büyük randevu… Bilsem nerede, saat kaçta?

Camiye dikey olarak gel, yatay olarak zaten geleceksin!.

Cevabımın şiddetinden susuyorum!

Chp bir parti değil. Türk’e dinini, dilini, ve özünü kaybettirmeye memur, bir katliam müessesesidir.

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan. Bakamam, aynada, aynada vicdan; Beni beklemeyin, o bir hevesti; Gelemem, aynalar yolumu kesti.

Çile kapısından erişilecek dünyayı bilseydin, yatağını yorganını satardın.

Çocukken gün battı mı, bir köşede ağlardım; Nihayet döne döne aynı noktaya vardım.

Çok sıkıldıysan hayattan, bir mezarlığa git. Ölüler iyi bilir ; Yaşamak güzeldir.

Dağı Tanıyan, Nasıl Tanımaz Uçurumu? Madem ki Yükseliş Var, İniş Olmaz Olur mu?

Demokrasi, kendini çölde hayal edenlerin serabıdır. Yaşanmaya değer hayatı bul ve ölümsüzlüğe geç!

Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım.

Dinde zorlama yoktur, insan özgürdür elbette! İsteyen bu dünyada pişer, isteyen ahirette!

Dinin olmadığı yerde hiçbir şey yoktur; yokluk bile yok… Şiir ve san’atsa hiç yok…

Diyorlar Bana, kalsın şiirde sözde yerde , Sen araştır, göklere çıkan merdiven nerde.

Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök.

Domatesçi, biberci bağırır da kuyumcu bağırmaz. Eskici bağırır ama antikacı bağırmaz. İnsan bağırırken düşünemez. Düşünemeyenler ise hep kavga içindedir.

Dün geçti bugünü düşünüyorum, yarın var mı? Gençliğine güvenme, ölenler hep ihtiyar mı?

Dünya Güzel Olsaydı, Doğarken Ağlamazdık… Yaşarken Temiz Kalsaydık Ölünce Yıkanmazdık.

Düşünmek şu, bu değil, öteleri düşünmek; Sizinse düşünceniz yataklarda eşinmek .

Düşünüyorum: O’ndan evvel zaman var mıydı? Hakikatler, boşluğa bakan aynalar mıydı?

Eğer tadını bilirseniz ekmeği paylaşmak ekmekten dehe lezzetlidir.

Elindeyse zamana, dur, geçme diye dayat.! Bir sigara içmekten daha kısa bu hayat.

Ellerime uzanan dudakları tepeyim, ALLAH diyen gel seni ayağından öpeyim!

Evdeki hesabımız bile çarşıya uymuyorken, ahiret hesabımızın vay haline.

Ey bir aileye bile hükmedemeyen ilerici. Üç kıtaya, yedi denize hükmeden ecdadın mı gerici?

Ey düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın Gündüz geceye muhtaç bana da sen lazımsın.

Ey düşmanım, sen benim ifâdem ve hızımsın; Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lâzımsın!

Ey gönül, gidenden ümidini kes! Kaçan bir hayale benziyor herkes, Sanki kulağıma gaipten bir ses Buluşmalar kaldı mahşere diyor.

Ey müslüman, sana düşen nimet sadece çile… Uyumamak ve düşünmeye memur olmak… Bu çile kapısından erişilecek dünyayı bilseydin, yatağını ve yorganını satardın!

Felsefe; çürük cevizlerle dolu bir denizde sağlam cevizi aramaktır.

Ferhat’ın sevgilisine kavuşmak için deldiği dağ, benim devirmek borcunda olduğum nefse göre bir kum tanesi…

Fikirde, sanatta, anlayışta, anlatışta, buluşta, tutuşta, dağıtışta, toplayışta ve nihayet yaşanmaya değer hayatın ölçülerini billûrlaştırma işinde dünyanın en büyük adamı olmak isterdim; nefsim için değil de, sırf O’nun ümmetinden en hakîr ferde düşen liyakat payını ve üstünlük derecesini göstermek için.

Fikrin olduğu her yerde şiddet, operatörün neşteri gibi bir nimet, olmadığı yerde de kaatilin bıçağı şeklinde bir âfettir.

Gaye tek, ölmemek.

Geçti, istemem gelmeni, Yokluğunda buldum seni; Bırak vehmimde gölgeni, Gelme, artık neye yarar?

Gençliğine doyamadan gitti, derler. Doymak mümkün mü ki, doyup da gitsin. Doymak burada değil. Burası acıkmanın yeri.

Gençlik… Gelip geçti… bir günlük süstü; Nefsim doymamaktan dünyaya küstü.

Gideriz, nur yolu izde gideriz, Taş bağırda, sular dizde, gideriz, Bir gün akşam olur, biz de gideriz, Kalır dudaklarda şarkımız bizim.

Gökler ağlıyor, biz ağlamışız çok mu ? Bize Yobaz Diyorlar, Haberin Yok mu ?

Gönlüm ne dertlidir, ne de bahtiyar; Ne kendisine yâr, ne kimseye yâr, Bir rüya uğrunda ben diyâr diyâr, Gölgemin peşinden yürür giderim.

Gövdesini komple kapıya doğru çevirerek) Bak şimdi de kapıya döndüm! (Kendisine ‘Üstad bu ne hal, saç sakal karışmış, maymuna dönmüşsün!’ diyen birine.

Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten/ Affet, Senden habersiz aldığım her nefesten.

Gözüm, aklım, fikrim var deme hepsini öldür Sana çöl gibi gelen, o göl diyorsa göldür…

Güzel Allah ‘ ım, Senden Ne Gelecekse Gelsin ; Sen ki ; Rahmetinle de , Kahrınla da Güzelsin.

Hakim sakalı uzamış Necip Fazıl’a “Maymuna dönmüşsün Necip” demiş. Necip Fazıl duvara dönerek “Şimdi de duvara döndüm.

Haram kazanılan aş, aşdan sayılmaz…Hak için akmayan yaş, yaşdan ayılmaz. Kişi, başım var diye övünmesin;Secdeye varmayan baş, baştan sayılmaz.

Hayat dediğin Allah (c.c.) için değilse, Ne çıkar hayat önünde eğilse.

Hayatımızın Yarısını Uyuyarak Geçiriyoruz, Diğer Yarısınıda Uyutularak…

Hayatın çilesine tahammül gerek, Değil mi ki sefa ile cefa müşterek. Sizce ağlamak için gözyaşı mı gerek? Bazen dertliler de ağlar ama gülerek…

Hayatin çilesine tahammül gerek, degil miki sefa ile cefa müşterek? sizce ağlamak icin göz yaşı mi gerek? bazen dertliler de ağlar ama gülerek…

Helal ile beslersen çocuğunu Hürmet ile öder borcunu, Haram ile beslersen o’nu Hakaret ile öder borcunu.

Hep nefis çıkar karşıma, ölüp ölüp dirilsem; İnsandan kaçmak kolay, kendimden kaçabilsem.

Her Ağızda, Her Telde Fanilik Dırıltısı , Sonunda Tek Bir Şarkı, Tabutun Gıcırtısı !!

Her kahkahanda Allah’a teşekkür etmiyorsan, Neden her ağladığında O’na kızıyorsun?

İçimizde bu kadar perişan hâle getirilmeseydik; Dışımızda bu kadar hürmetsizliğe uğramayacaktık.

İdrâkin aczini idrâk, idrâkin ta kendisidir.

İhya etmek için ne kadar ilim lazımsa imha için de o kadar cehalet kafidir…

İki insan çeşidi vardır. Zaman geçtikte hatalarıyla yüzleşen! Zaman geçtikçe YÜZSÜZLEŞEN.

İnsan başiyle fare kafasını birbirinden ayıran tek hassa, fikir öfkesidir.

İnsan bu su misali kıvrım kıvrım akar ya, bir yanda akan benim diğer yanda Sakarya.

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su: Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal, hamallık ki sonunda ne rütbe var ne de mal.

İnsanı Olgunlaştıran Yaşı Değil, Yaşadıklarıdır..!

İnsanın Kazandığı Paradan Değil, Paranın Kazandığı İnsandan Kork.

İnsanın sevdiğini kaybetmesi, dişini kaybetmesi kadar ilginçtir. ‘Acısını o an yaşar, yokluğunu ömür boyu.

İnsanlar ikiye ayrılır; vaktini beşe ayıranlar, vaktini boşa ayıranlar.

İslamiyet Avrupa’dan Gelse Müslüman Olacaksınız .. !!

İsterseniz hayat aşını verin; Sayılı nimetler bal olsa yemem!

İşaret Bekliyorum, Yağız Atım Eğerli, Sorarsalar Yanarım, Ne Getirdin değerli ?

İşte iz, geliniz, toprak post, Allah dost.

Kader, beyaz kağıda sütle yazılmış yazı; Elindeyse beyazdan, gel de sıyır beyazı!

Kadın ; Hristiyanlıkta yol kesici bir engel, islamda ise yol açıcı bir kanattır.

Kadın Mezarlığa Girerken Başını Kapıyor, Dışarı Çıkarken Açıyor, Ölüye Karşı Kapayıp, Diriye Karşı Açmak Akıl Almaz.

Kadından kendisinde olmayanı isteriz; Hasret yerinde kalır ve biz çekip gideriz.

Kainatta ne varsa suda yaşadı önce; Üstümüzden su geçer doğunca ve ölünce.

Kelimenin bittiği yerde konuş ecelle ; De ki, bildiğim tek söz, Allah azze ve celle.

Kendi kendimizin altında kalmamalıyız ki cemiyetin üstüne çıkalım.

Kendini dünyalar kadar değerli zannedenlere kısa bir not; Dünya beş para etmiyor..

Keşke Ben Allah Kelimesinden Başka, Ağzından Tek Söz Bile Çıkmayan Bir Dilsiz Olsaydım!

Kim bu yüzü çizen sanatkar ressam; Geçip de aynaya, soran olmaz mı?

Kimileri vardır aşkın en yücesine layıktır. Kimileri vardır aşkın en yücesini versen de, aşağılıktır.

Kişiye göre davranacaksın, küçükle küçük olacaksın hatta; Ama seviyesizin seviyesine inecek kadar düşmeyeceksin hayatta..

Kökünü beğenmeyen dal ve dalını beğenmeyen meyve olgunlaşmadan çürür.

Kula kulluk etme ! Unutma ki sen de kulsun. Ve gerektiğinden fazla önem verme ! Yoksa, unutulursun.

Mâsum, küçücük bir taşın beresi üzerine flaster yapıştırmak ne demek? Haklı, koca bir güllenin yere sereceği leşinin üstünü örtecek kanlı kefenden ne haber?

Müjdecim, kurtarıcım, efendim, Peygamberim: Sana uymayan ölçü; hayat olsa teperim!

Nazım benim cezaevi arkadaşımdı,düşüncelerimiz farklı olsada.

Ne azap ne sitem yalnızlıktan… Kime ne; aşılmaz duvar bendedir. Süslenmiş gemiler geçer açıktan, Sanırım, gittiği diyar bendedir. Yaram var, havanlar dövemez merhem, ……Yüküm var, bulamaz pazarlar dirhem, Ne çıkar, bir yola düşmemiş gölgem, Yollar ki, Allaha çıkar, bendedir.

Ne başını kapat, altını göster; ne altını kapat, üstünü göster. Hepsini kapat, İMANINI göster.

Ne gelirse başımıza Hakk’tandır; fakat geliş sebebi, Hakk’tan ayrılmaktandır.

Ne hasta bekler sabahı, Ne taze ölüyü mezar,Ne de şeytan, bir günahı, Seni beklediğim kadar.

Ne kervan kaldı, ne at, hepsi silinip gitti, İyi insanlar iyi atlara binip gitti.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!

Ne var ki pazarlığa girişecek ecelle, Sermayem tek kelime ALLAH azze ve celle.

Necip Fazıl’a sormuşlar: “Neden sigarayı bu kadar çok seviyorsunuz?”… “Benim için yanan bir tek o var” demiş..!

Neye yaklaşsam sonu uzaklık ve kırgınlık, anladım ki yok Allahtan başkasına yakınlık..!

Nöbet sende diye aldanma sakın, Zannetme bakidir devranın senin! Bir gün bizim köye yolun düşerse, Boynuna asılır fermanın senin!

Ölecek miyim, tam da söyleyecek çağımda, Söylenmedik cümlenin hasreti dudağımda.

Ölüm güzel bir şey, budur perde arkasından haber, güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber!

Ölüm her aklına geldiğinde ‘Ah’ edip ‘Vah’ edip inleme; Bu halinle Rabbimi incitmiş olacaksın. Ecel kapıyı çaldığı zaman evi telaşa verme; O geldiği zaman, sen çoktan gitmiş olacaksın.

Ölüm herkesin başına gelir, ama geç ama erken.. Ya kazanırken, ya da kazandığını yerken.

Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var; Oh ne guzel, bayramda tahta ata binmek var!

Ölüm Zorların Zoru, Yaşamak Ondan da Zor!

Ölümüz Dirimiz.. Her Gün Birimiz.. Bir Gün Hepimiz.. HAKK’a Gideceğiz…

Ölürsün…kapanır yollar geriye ben mezarla sırdaş olur,beklerim varılmaz hayale işaret diye toprağında bir taş olur beklerim.

Ömrün ilk yarısı; İkinci yarısını beklemekle, İkinci yarısı da; İlk yarısının hasretiyle geçer.

Ömür ağaç dalında savrulan bir yapraktır; Ne kadar genç olursan ol sonun kara topraktır!

Önüne Gelenle Değil, Seninle Ölüme Gelenle Beraber Ol.

Örtü, şuuruyla takılmadığında da Allah katında bir değeri olsaydı, Cennetin baş köşesine rahibeler otururdu.

Öyle insanlar vardır ki; Lağıma düşseler, lağımı kirletirler.

Öyle Ucuz Değil Gül Koklamak… Gül Tutan Ele Diken Batmalı… Bir Aşka Gönül Veren O Aşkın Kapısında Yatmalı!

Öz anne-babasını huzurevine gönderip, evde kedi köpek besleyen insanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz…!

Patiska kefen çürük teneşir isli kazan. Minarede “ölü var!” diye bir acı salâ… Er kişi niyetine saf saf namaz… Ne alâ! Böyledir de ölüme kimse inanmaz hâlâ! Ne tabutu taşıyan ne de toprağı kazan…

Payımıza Sükût Düştüğünden Beridir, Kalbimizin Sesini Daha Bir Güzel Duyar Olduk.

Rabbim , Rabbim , bu işin , bildim neymiş Türkçesi; Senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi.

Rahminde cemiyetin ben doğum sancısıyım, mukaddes emanetin dönmez davacısıyım !

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.

Sabır, çekilen şeyi duymamak değil, ona dayanmayı bilmektir.

Sabırda pişer koruk, Yerle bir olur doruk. Sabır , sabır ve sabır, İşte Kur’an ‘da buyruk .

Salaklık bulaşıcıdır.

Sanma oruç, bu akşam tıklım tıklım ye diye; Bu akşam, yarın oruç tutabilmek için ye.

Savaşın ortasında komutansız kalmaktır, babasız kalmak.!

Seni affetmek hayatımın en büyük hatasıydı. Nerden bilebilirdimki. Katilini affedersen seni yine öldüreceğini..

Seni aramam için beni uzağa attın, Âlemi benim, beni Kendin için yarattın.

Sevdalın şu dağı del dese, koşar, delersin! İş Allaha geldi mi, gücün yok, sendelersin!

Sırma Renginde Pislik, Dünyanın Süsü Püsü, Bende Tek Aziz Eşya Annemin Başörtüsü.

Siz hiç bir sarrafın bağırdığını duydunuz mu? Kıymetli malı olanlar bağırmaz.

Sizde olan tükenir onda olan sonsuz, Feza sizin olsa ne yapacaksınız Onsuz.

Sokak Lambası gibi olma ey yar . Kime yandıgın belli olsun.

Son günüm yaklaştı görünesiye, Kalmadı bir adım yol ileriye; Yüzünü görmeden ölürsem diye, Üzülmekteyim ben, üzülmekteyim.

Sonunda ‘eyvah’ diyeceğin şeylere, başında ‘eyvallah’ deme. Pişman ol fakat pişman ölme.

Soruldu mu ne bilirsin diye;”Haddimi bilirim” Soruldu mu ne istersin diye; “Haddimi bilir, hakkımı isterim” demeli…

Söyle Karacaahmet, bu ne acıklı talih! Taşlarına kapanmış, ağlıyor koca tarih!

Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

Sustum ! Birikti Yanaklarıma Alfabe.. Ya İlahi Ya Rab Sükutumu En Güzel Duam Eyle!.

Şiirde baş unsur, fikirle hissin ara çizgisi üzerinde, duygulaşmış düşüncelerdir.

Şiirde gaye, kökte Allah ve mutlak hakikat olarak, dalda sırrilik ve remziliktir.

Şimdi Fatih kalksa mezarından ne ben onu tanırım ne o beni tanır.. Ama İstanbul’u Bizanslılar almış deyip tekrar savaşır.

Şu geçeni durdursam, çekip de eteğinden; soruversem : Haberin var mı öleceğinden ?

Tabutumun tahtası, bilsem hangi ağaçta?

Tanrı sizi korusun, bizi Allah korur.

Tereddüt edersen bacakların seni taşımaz. Yürüyeceğim de, bas ve yürü!

Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur.

Tövbe Kapısı Açık Dediysek,Yeni Günahlara Koşman mı Gerek ?

Uğruna ölmekse seni yaşatmak bin kere ölürümde adına leke sürdürmem, Gururdur namustur bayrak ve sancak, aksada kanım zalimi güldürmem!

Üç günlük dünya için gayret üstüne gayret,Ebedi bir yaşam için gayret yok hayret.

Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan; Bana rahat bir döşek serince yerin altı, Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan…

Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla! Yaşaya dursun insan, hayat dediği zanla.

Veren de O Alan da O, Nedir Senden Gidecek ? Telaşını Gören de, Can Senin Zannedecek.

Verirler ” ben acizim , kudret senin” dedikçe… Verenin şanı büyük ,sen iste istedikçe..!

Ya Allah’a baş eğer hiç kimseye eğmezsin,ya da herkese baş eğer hiçbir şeye değmezsin.

Ya İslamla yükselir,ya inkarla çürürsün, Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün.

Yalnızım Diye Üzülmüyorum.. Çünkü Biliyorum, Yalnız İnsanın İhanet Edeni de Olmaz ..!

Yanında olduğum zaman değerimi bilmezsen; Değerimi bildiğin gün beni yanında bulamazsın…

Yarın elbet bizim,elbet bizimdir Gün doğmuş,gün batmış,ebed bizimdir.!

Yine bir gün Üstad’a sormuşlar: Üstad özel arabanız yok mu? Üstad düşünmeden cevap verir: Ona en son bineceğiz.

Yol onun varlık onun,gerisi hep angarya. Yüz üstü çok süründün, ayağa kalk Sakarya.

Yola çıktıklarını yolda bulduklarına değişirsen ; Hem yolunu kaybedersin, hem dostunu!

Yolumun karanlığa saplanan noktasında, sanki beni bekleyen bir hayâl görüyorum.

Yön yön sarılmışım ne yana baksam, Sarılan olur da saran olmaz mı? Kim bu yüzü çizen sanatkar ressam, Geçip de aynaya soran olmaz mı?

Yum gözünü, kalbine her an yokluğu üfür ! Kendinden geçmek iman, kendinde olmak küfür…

Yusuf baştan aşağı iffet olduktan sonra, Züleyha baştan aşağı afet olsa ne yazar.

Yüz daha versen yüz uman yüzler bilirim.. Yokuşlara kardeş olan düzler bilirim ..Dünya öküzün üstünde derler ama; dünyanın üstünde nice öküzler bilirim !…

Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana; Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana.

Zamanın çarkları sizi yürütüyor, zamanın çarkları beni öğütüyor..

Zıtlar arası ahenk, af ve günah yarışta…

Zonklayan başım benim, kan pıhtısı, cerahat; Ona yastıkta değil, secde yerinde rahat…